Monotonluk Maratonu
Herkesin dediği bende dedim şu lanet lafı “Şu ÖSSde bi geçse de kurtulsak”…
Gerçekten de çok iğrenç bişey bu ÖSS, hayatın 3 saatle-180 Soru arasında bi bağıntıya tabi. Tüm Dertlerini, sorunlarını,sıkıntılarını, sevinçlerini, sıcak havanın verdiği rehaveti, binlerce kişiyle aynı okulda girmenin baskısı, hayanın ne olacağını merak etmeyi, kaybettiğin zamanki olacakları düşünmeyi, emeklerinizin boşa çıkıp çıkmayacağını aklından çıkarıp 3 saat karalamak…
Kolay değil, hiç kolay değil. Bazı anlar olur ya Adını sorsalar söyleyemez durumda olursun, işte o sınavda 180 kere adını soruyorlar… İşte böyle bi sınav mümkün mertebe sorunsuz, heyecansız atlatılmaya çalışılır, lakin yukarıdaki baskıların pek çoğuna maruz kalır, sınav eli ayağına dolaşır, ne yapacağını bilemezsiniz. Birisi sizin yaptığınız resmi görür lakin o anki yaşadıklarınızı, başınıza gelenleri bilmez. Aynen öyle olur, Bi bakarsın çok çok iyi birisi rezalet bi duruma düşer, bi de bakarsınki hiç beklenmeyen adamlar süper sonuçlar çıkarmış. Sonuç itibariyle bitmiş ve geçmiştir artık sınav…
Sınavdan Daha zor kısmı ise tercih zamanıdır. Sınav stresi falan hikayeymiş dedirten bir baskıdadır. Çünkü hayatın boyunca o mesleği yapacaksın ve en önemlisi de en aktif zamanın olan gençlik yılını onu öğrenmeye adayacaksın. Eğer meslek kafanda oluşmuyorsa ve gelen puana göre bişeyler yazacaksan vay haline. Öyle olmayan biri içinse en büyük sorun aklındaki meslek, hersene toplam kontenjan ve sıranız gelir ilk başta. O kadar ince meselelerki insanı cidden çıldırtacak duruma getirtir. Mesela adam 5bin küsürlerde olmuş, bölüm toplam bin kişi alıyor, ya önünde 5bin kişinin tamamı o bölümü yazarsa giremezsem? gibi çıldırtıcı sorunlar gelir. Eğer sınav sisteminin hakettiğinizi vermediğini düşünüp, çok zor da bi hazırlanma senesi geçirdiyseniz aklınıza gelecek tek şey ise eğer istediğim bölüm gelmezse? sorusu. Bunun içinde tüm olasılıklı üniversiteler yazılır ardından iste emniyet subabı olarak bi bölüm yazılır. Çok zor bir zamandır, ve neredeyse hergün aklınızdaki sıralama değişir… Hiç durmadan birbirinden tamamen bağımsız bi şekilde.
Bi Şekilde Tercihler Hazırlandıktan sonra sıra bekleyişe gelir, her an ölecek gibisinizdir. Rezalet bir andır, zaten sonuç kötü gelmiştir ve bu da olmazsa bi insanın bittiğinin resmidir. Sonra istediğiniz yer gelir ve o anki mutluluk anlatılamaz derecede muhteşemdir.
Sonrasında hazırlıklar başlar, sınıf arkadaşları ve etraftan arkadaşlarınızla yavaş yavaş vedalaşma vakti gelmiştir. Herkesle buluşulur, yüzümüz kara çıkmadı diye sevinilirken daha iyiside olabilirdi hep aklınızda bi köşesindedir. Eşyalar Hazırlanır, odanızdaki herşeyi ama herşeyi götürmek istersiniz. Çünkü ilkokuldan beri hayal ettiğiniz, kendi evinize çıkıp istediğiniz gibi yaşayabileceğiniz bi yere gidiyorsunuzdur. Sevinçler, Ümitler, geleceğe dair planlar… Ama bunlar taki bi duygu aklınıza gelene kadar devam eder… O zamana kadar ailenizden 1 hafta bile ayrı kalmamışken aylar boyu şehirdışında tek başınıza hayata direnmek… Bundan daha önemli sorun ise en çok sevdiğiniz ailenizden ayrı kalmak onları özlemektir!!!
Ayrıldığınız zaman aklınıza koşuşturmalardan sonra kendinizle başbaşa kaldığınız zaman aklınıza gelen ilk şey aileniz, can parçanız, varlığınızın anlamı…
Ona Alıştığınızı sanmışınızdır. Sonra da en iğrenç şey olan diğer insanlarla mücadele etme safhası, insanları, daha önemlisi de insanlığı sürekli bi şekilde deneme yanılma yönetemi ile tanıma safhasına geçersiniz… Öyle bişeydir ki insanların nasıl birileri olduklarını %95 ilk izlenimle anlarsınız, bunda böyle bi insan profili var; dikkatli ol, ya da işte muhteşem şahsiyet dersiniz. kesinlikle bu ön yargıyla karıştırılmamalı, ilk izlenim duruşu, tavrı ve çoğu insanın göremediği şekilde (Alnında) ne olduğu yazar…..
İşte Bundan sonrası daha kolaydır çünkü ayağını denk alıyorsundur. Çünkü azçok kimin ne olduğunu biliyorsundur, ona göre davranıyorsundur…
Ama insandaki karakteri öğrenmek istediğinizde durum değişir çünkü dünya öyle bi haldedir ki şu anda aynen bi maskeli balo!!! Herkeste takma ifadeler, takma tebessümler, takma karakterler. Çok yaralar sizi gördüğünüz karakterler, çünkü tek başınasınız ve hepsinin nasıl bi araya geldiğini görünce şaşar kalırsınız:
- din sömürücüleri
- sahtekarlar
- hayasızlar
- ne oldum delileri
- kendini büyük görenler
- zümreciler
- ezik karakterliler
- ilkokul zekalılar
- çekemeyenler
- çirkefler
…
Yaralanırsınız çünkü mevlana torunusunuzdur, her ne kadar olamasanızda, olmak için gayret ettiğiniz içi-dışı bir insan görmek istersiniz, Onu da geçtiniz hoşgörü istersiniz… Bu istekler bi noktaya kadar istenir taki en yakınınızı kaybedene kadar…
işte o an dünya artık hiç bişeydir, etrafınızdakiler hiç bişey ifade etmez, artık hayattan bişey beklemezsiniz, çünkü eksik olan parçanızı tamamlamak isterken artık siz yoksunuzdur ki, tamamlayacak bişey yoktur!!!
İşte bu vadeden sonra maskeler düşer… Artık yapmacıkla, gerçeği ayırt edebiliyorsunuzdur. Kim yalan söylüyor, ne ifade ediyor anlıyorsunuzdur. İyi dost kara günde belli olur lafını çok iyi tecrübe ettiğinizden artık bazı kişiler size bi anlam ifade etmez olur, ki zaten bunlar da ilk izlenimle elediğiniz kişilerdir…..
Artık tınlamama moduna geçersiniz çünkü değer vereceğiniz insanları artık bilirsiniz, diğerleri olmasa da olurdur, Bir filmin Oscar Ödülü alan oyuncusu tanıtılırken o filmin figüranları kimdi sorusu aklınıza bile gelmez, ödülü verdiğiniz insanlar vardır artık. Diğerleri ise artık sadece diğerleri….
Artık ayakta daha sağlam duruyorsunuzdur, Artık sizi kimse yıldıracak hakka sahip değildir, kimse sizin şevkinizi kıracak söze sahip değildir… Artık hayat doğaçlama bi komedya olmuştur. Artık herşey size bağlıdır.

Yorum Yapın
Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.